İlk akvaryumumu kurduğumda filtreyi en son düşündüğüm şey olmuştu. Cam, kum, birkaç bitki, üç lepistes... Filtre için de akvaryum setiyle birlikte gelen küçük bir iç filtre vardı, "nasılsa yeterli" dedim. İki hafta sonra suyun bulanıklığı ve balıkların yüzeye çıkıp nefes almaya çalışması bana filtrenin süs değil, sistemin kalbi olduğunu öğretti. O günden bugüne onlarca kurulum yaptım, üç tip filtreyi de farklı hacimlerde denedim. Aşağıda anlattıklarım kataloglardan değil, yaşadığım denemelerden ve hatalardan çıkmış notlar.
Çoğu kişi filtreyi "suyu berraklaştıran alet" sanıyor. Berraklık işin en küçük kısmı. Filtrenin üç işi var ve önemi şu sıralamayla:
Bunu kavradığımda satın alma mantığım değişti. Artık bir filtreye baktığımda "kaç litre suyu çeviriyor" değil, "içine ne kadar sünger ve biyolojik malzeme sığıyor" diye soruyorum. Amonyak ve nitrit döngüsünü ayrıntılı anlattığım yazıyı okuduysanız neden bu kadar üzerinde durduğumu anlayacaksınız.
Hava motoruna bağlanan, en basit ve en ucuz çözüm. Yavru büyütme akvaryumlarında, betta kavanozlarında ve karidesli tanklarda benim ilk tercihim. Emişi çok yumuşak olduğu için yavruları içine çekmez. Biyolojik filtrasyonu şaşırtıcı derecede iyidir. Ama mekanik gücü zayıf: yüzeydeki yem artıklarını toplamaz, akıntı yaratmaz ve hava motorunun sesi bazı odalarda rahatsız edebilir.
Akvaryumun içine vantuzla tutturulan, elektrikli motorlu kompakt filtreler. 30-100 litre arası akvaryumlarda hayat kurtarır. Kurulumu beş dakika, bakımı kolay. Dezavantajı ise akvaryumun içinde yer kaplaması ve içindeki sünger hacminin sınırlı olması. Ben 80 litrelik bir akvaryumda tek iç filtreyle uzun süre idare ettim ama balık sayısını artırdığımda ikinci bir sünger filtre eklemek zorunda kaldım.
Akvaryumun dışında duran, hortumlarla su alıp veren sistemler. 100 litre üzerindeki akvaryumlarda gerçek fark burada başlıyor. Kova tipi dış filtrenin içine üç dört kat malzeme koyabiliyorsunuz; biyolojik kapasite iç filtrenin katı. Akvaryum içi tamamen boş kalıyor, bu da dekorasyon açısından büyük rahatlık. Karşılığında daha pahalı, kurulumu daha uzun ve hortum bağlantılarında dikkatsizlik su taşkınına yol açabiliyor. İlk kova filtremi bağladığımda contayı düzgün oturtmadığım için sabaha karşı halımı kurutmakla uğraştım — o dersi bir kez öğrenmek yeterli.
| Filtre tipi | Uygun hacim | Güçlü yanı | Zayıf yanı |
|---|---|---|---|
| Sünger | 5-40 litre | Ucuz, yavru dostu, sessiz akış | Mekanik temizlik zayıf |
| İç filtre | 30-120 litre | Kolay kurulum, dengeli performans | İçeride yer kaplar, kapasite sınırlı |
| Şelale (askı) filtre | 40-150 litre | Yüzey hareketi iyi, bakımı pratik | Su seviyesine hassas, sesli olabilir |
| Kova dış filtre | 120 litre ve üzeri | Yüksek biyolojik kapasite | Maliyet, kurulum karmaşası |
Ambalajlarda "1000 L/saat" gibi bir sayı görürsünüz. Genel kural, filtrenin akvaryum hacminin 4-6 katını saatte çevirmesi. 100 litrelik bir akvaryum için 400-600 L/saat mantıklı bir aralık. Ama üç şeyi hesaba katmanız gerekiyor:
Bir başka önerim: mümkünse hacminizin bir üst kademesindeki filtreyi alıp debisini kısın. Fazla kapasite hiçbir zaman sorun olmadı; yetersiz kapasite her zaman sorun oldu. Doğru boyutta bir tank seçmenin filtre kararınızı da kolaylaştırdığını unutmayın; akvaryum boyutu ile filtre birlikte düşünülmesi gereken iki karardır.