Akvaryumla ilgilenmeye başladığım ilk yıl, aydınlatmayı en son düşündüğüm konu olmuştu. Filtreyi araştırdım, ısıtıcıyı seçtim, tabana hangi çakılı koyacağıma günlerce karar veremedim; ama kapaktan gelen o standart floresan ampulü "nasılsa geliyor" diye olduğu gibi kullandım. Aylar sonra bitkilerin sararmasıyla, suyun yeşile dönmesiyle ve elektrik faturasının beklediğimden yüksek gelmesiyle anladım ki akvaryum aydınlatma seçimi dekoratif bir detay değil, tankın işleyen bir parçası. O günden bugüne hem LED hem de klasik ampullerle epey deneme yaptım. Aşağıda anlattıklarım kataloglardan değil, kendi tanklarımda gördüklerimden geliyor.
Elimde uzun süre iki kurulum vardı: 60 cm'lik bitkili tankta T8 floresan, 40 cm'lik daha küçük tankta ise LED bar. Aynı balıkları, aynı su rutinini uyguladım ki fark gerçekten aydınlatmadan gelsin. Öne çıkan farkları şöyle özetleyebilirim:
| Kriter | LED | Floresan / Akkor ampul |
|---|---|---|
| Enerji tüketimi | Aynı parlaklık için belirgin şekilde daha az | Özellikle akkor ampulde yüksek |
| Isı yayımı | Çok az, suyu neredeyse etkilemiyor | Akkor ampul suyu ısıtabiliyor |
| Ömür | Yıllarca sorunsuz kullandım | Floresanda ışık gücü zamanla düşüyor |
| İlk maliyet | Daha yüksek | Daha düşük, yedek parçası bol |
| Ayar imkânı | Renk ve şiddet ayarlı modeller var | Ampulü değiştirmeden ayar zor |
En çok şaşırdığım nokta ısı olmuştu. Yaz aylarında akkor ampullü küçük tankta su sıcaklığı gün içinde iki dereceye yakın oynuyordu; ısıtıcı sürekli devreye giriyor, akşam ışık kapandığında sıcaklık düşüyordu. Sıcaklık kontrolünün balıklar için ne kadar kritik olduğunu ısıtıcı seçimi üzerine yazdığım rehberde de anlatmıştım; aydınlatmanın bu dengeyi bozabileceğini ise yaşayarak öğrendim.
Işığın gücünü artırdığımda balıkların davranışı hemen değişti. Çok parlak ve gölgesiz bir tankta özellikle tetralar ve neonlar köşelere kaçıyor, gün boyu bitki gölgesinde duruyordu. Işığı kısıp yüzeye birkaç yüzen bitki bıraktığımda aynı balıklar tankın ortasında dolaşmaya başladı. Buradan çıkardığım basit kurallar şunlar:
LED'in bana kazandırdığı en büyük şey zamanlayıcı ve kısma imkânı oldu. Şiddeti düşürebildiğim için yeni gelen balıklara alışma süresi tanıyabiliyorum. Yeni başlayanlara uygun balık türlerinde bu esneklik çok işe yarıyor; çünkü ilk günlerin stresi ölümlerin büyük bölümünün sebebi.
Suyun yeşillenmesini uzun süre filtreye yükledim. Oysa problem, tankı pencere kenarında tutup üstüne de sekiz saat güçlü ışık vermemdi. Işık süresini kısaltıp tankı gün ışığından uzaklaştırdığımda yosun belirgin şekilde geriledi. Aydınlatma yosunun tek sebebi değil, ama en kolay kontrol edebileceğiniz sebep. Su değişim düzeni ve amonyak-nitrit dengesi de bu tabloya doğrudan giriyor.
Karar verirken kendime sorduğum ilk soru bu: tankta canlı bitki olacak mı? Cevap "hayır"sa aydınlatma ihtiyacı büyük ölçüde estetik. Plastik bitkilerle kurulmuş bir tankta orta güçte, ılık beyaz bir LED bile balıkların renklerini güzelce ortaya çıkarıyor. Ama canlı bitki kullanacaksanız iş değişiyor.
Bir arkadaşımın 120 litrelik tankında kapak floresanıyla halı bitkisi denemesi iki kere başarısız oldu. Aynı tanka bitkiye uygun bir LED bar taktığında üçüncü denemede tuttu. Sorun bitkide değil, ışıkta olabilir.
Bugün sıfırdan tank kuruyor olsam LED'i seçerim, ama körü körüne "LED her zaman iyidir" demeden. Ucuz, spektrumu belirsiz bir LED barın, kaliteli bir floresandan daha kötü sonuç verdiğini gördüm. Bakacağım şeyler net: tank uzunluğuna uygun boy, kısılabilir şiddet, mümkünse zamanlayıcı, sıçrayan sudan korunacak bir yapı. Klasik ampu